papak

Fatma Papak

Kurs Koordinatörü

gkcn

Gökçen Över

Sanat Akademisi Müdürü

Sonja Arslan

Bale Bölümü Koordinatörü

al

Ali Güney

Müzik Bölümü Koordinatörü

ozg

Özgür Özmel

Eğitim Uzmanı

Sanat Akademisi Müdürümüzden;

Çocuk Gelişimi ve Eğitim Dünyasında Sanatın Önemi

 

gkcnUzmanlar, insan beyninde 100 milyar civarında nöron (beyin hücresi) ve bu hücrelerin birbirleri ile uyumlu çalışmasını sağlayan muazzam bir sistemin olduğunu ifade eder. Beynin fiziki gelişimi, ana karnında başlar ve ergenlik sonrasına kadar aktif bir şekilde devam eder. Zihinsel ve duygusal olarak hayatımızı ne kadar kaliteli ve doyurucu yaşadığımız, bu 100 milyar nöronun aktiviteleri ile doğrudan alakalıdır. Beynimiz, işlevlerine devam edebilmek için sıradan ve beklenilen şeyleri refleks olarak yapar; dikkat çeken, ilgi uyandıran konuları hücrelerinin neredeyse %100’e yakın bir aktivite ile çalışması ile takip eder. Beynimizin dikkatini çeken, ilgisini uyandıran en temel aktivitelerin başında ise sanat aktiviteleri yer almaktadır. Bu konuda, bilim insanlarının MR cihazı ile yaptıkları araştırmalarda, beynin; kişinin ilgi duyduğu ve keyif aldığı bir sanat ortamında olduğu zamanlarda, ödüllendirildiğini düşünerek üst düzeyde aktivite gerçekleştirdiği ve dopamin ya da seratonin gibi hormonları daha yoğun salgıladığı tespit edilmiştir.

 

Ayrıca vücut ritmi, insana hayat veren en üstün özelliklerimizden biridir. Eğer vücutlarımız yaşamın en temel ritimlerini (örneğin kalp atışını) beceremezse bizler yaşayamayız. Kalp, beyin ve diğer organlar, yaşam koşullarına uyum sağlayabilmek için sürekli olarak birbirlerine sinyal gönderirler ve belli bir ritim içinde çalışırlar. Vücudumuzdaki farklı hormonlar da ritmik olarak düzenlenirler. Beyin ise tek bir ritim tutmaz. Gece ve gündüzleri ayrı frekanslarda çalışır (örneğin gece uykumuzun gelmesi, sabah acıkmamız vb.). Peki, ritim duygusunu en çok kazanabileceğimiz çalışma hangisidir, vücudumuzun ritmi ile uğraştığımız işlerden en çok hangisi uyumludur diye sorduğumuzda, alacağımız yanıt elbette sanat çalışmaları olacaktır.

 

İnsanların sanatla tanışması, doğumdan bile önce, anne karnındayken başlar. Çocuk daha anne karnındayken müzik dinleyerek, ritim duygusu kazanarak gün ışığından bile önce sanatla tanışır. Yapılan araştırmalarda, hamilelik döneminde çocuklarına klasik müzik dinleten, öykü anlatan, müzik ve hareket seanslarına katılan annelerin; doğumdan sonra çocukları ile daha huzurlu bir bebeklik dönemi geçirdikleri ortaya konulmuştur. Dolayısıyla sanatla tanışmanın en uygun yaşı nedir diye sorulduğunda, “anne karnındayken” yanıtı doğru bir yanıt olacaktır.

 

Bir sanat dalına başlama ya da aktif olarak sanatla uğraşma yaşı konusunda da, evrensel ölçütlerde kabul edilmiş standartlar mevcuttur. Örneğin, çocuğun kas gelişiminin uygun olması halinde 5 yaşından itibaren piyanoya başlaması, yine fiziki şartları uygunsa 4 yaşından itibaren baleye ya da dansa yönlenmesi doğru bir zamanlama olacaktır. Görsel sanatlarda ise 2 yaşından itibaren karalama dönemine giren çocukların bireysel hız ve yeteneklerine göre resim, kil, seramik, ebru gibi dallarla erken dönemde tanışması ve bir uzmanla birlikte etkinlikler yapması oldukça iyi bir başlangıç olacaktır. Okuma yazma her ne kadar 1. Sınıfta öğrenilse de, çocuklara aileleri ve okul öncesi öğretmenleri tarafından hikayeler, masallar okunması, onların kendi kurdukları öyküleri anlatmalarına olanak sağlanması; öğrencilere ortaokul çağından itibaren tercih edebilecekleri edebiyat ya da tiyatro alanları için güzel bir altyapı oluşturacak ve dil gelişimlerine katkıda bulunacaktır.

 

Elbette, sadece doğru yaşta çocuğu bir sanat uzmanına yönlendirmek tek başına yeterli değildir. Çocuğun sanat dalında ilerlemesi için birçok faktörün bir arada bulunması gerekmektedir. Bunlardan, öğrencinin keyifle pratik yapacağı, yaparken zamanı unutacağı bir ilgisinin olması ya da ortaya çıkarılması faktörü baş sırada gelmektedir. Ardından, öğrencinin bireysel hızına ve yeteneğine göre oluşturulmuş bir sanat öğretim programı ve yaş grubuna göre uygun fiziki ortam ve materyaller, yine büyük önem arz etmektedir. Ayrıca ailede ve sosyal çevrede, çocuğun sanat dalından kazandıklarını konuşabileceği, temsil edebileceği bir ortamın bulunması da sanat eğitiminin geçici bir heves olmaktan çıkarıp, uzun süreli bir kazanım haline getirecektir.

 

Yukarıda anılan konular, daha ziyade ailelerin çocuğu erken yaşta sanata yönlendirmesi ile alakalıdır. Zorunlu temel eğitimin başladığı ilkokul çağından itibaren, öğrenciler haftalık programlarının çok az bir kısmında sanat dersleri almaktadırlar. Devlet okullarında Görsel Sanatlar ve Müzik dersleri programların çok küçük bir ders saatini oluşturmaktadır. Ayrıca Türkçe, Matematik, Yabancı Dil gibi yoğun saati olan dersler de sanat ile çok az ilişkilendirilmektedir. Hem sanat derslerinde hem de diğer temel derslerde, öğrencinin okul hayatı boyunca sanatla iç içe olması, ülkemizin mevcut eğitim sistemi içinde çok mümkün olmamaktadır.

 

Halbuki, sanat, bireyin yaşadığı toplumda kendini farklı biçimlerde ifade edebildiği en etkili araçlardan biridir. Milattan 70-80 bin yıl önce, konuşma becerisini henüz kazanmamış insanların, duvar resimleri ya da müzik ritimleri ile iletişim kurma çabaları, sanatın toplumsal iletişimde konuşmadan bile önde olduğunu kanıtlar. İnsan bilincini yeniden düzenleyebilecek kazanımları sağlayan ve bu sayede duygusal gelişime katkıda bulunarak duygu birliği oluşturan; öğrencinin yaratıcılık ve üretkenlik özelliklerini açığa çıkartarak gelişimini destekleyen; farklı fikirler, ülkeler ve kültürlerle iletişim kurarak onlara saygı duymayı öğreten bir araçtır. Aynı zamanda, çocukların ve gençlerin, sanatla uğraşı içinde olmaları, onların akıl yürütme, iletişim, eleştirel düşünme, öz disiplin, problem çözme vb. beceriler kazanacakları eğitsel süreç yaşamalarını sağlayacaktır. Ayrıca sanat, insanlık tarihinin geçmişini bize aktarmakla birlikte kim olduğumuzu, tarihimizi, kültürümüzü ve dünyadaki yerimizi anlamamıza yardımcı olmaktadır.

 

Dolayısıyla hem okullar hem de aileler, çocuklarımızın sanatla uğraşması, sanat dallarını tanıması ve hayatlarının bir parçası haline getirmesi için üst düzey çaba sarf etmelidirler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, çocukların sanatla meşgul olmasının bir görev ya da bir baskı unsuru olarak algılanmamasıdır. Küçük yaşlardan itibaren, aileler ve eğitimciler; sabırla, dikkatle ve en önemlisi de oyunla ve keyifli etkinliklerle öğrencilere sanatı sevdirmelidirler. Sanat hakkında ufak sohbetler, öğrencilerin hoşuna gidecek temsillere, galeri veya müzelere ziyaretler, sanat seyahatleri, profesyonel sanatçılar ile tanışma imkanları bu alanda öğrencileri teşvik edecektir. Ayrıca öğrencilere, kendi yaratıcılıklarını ve yeteneklerini sergileyebilecekleri bol ve eğlenceli materyaller de sağlanarak, hem evde hem okulda bol bol ve özgürce pratik yapmalarına olanak sağlanmalıdır.

 

Bireyin sanat eğitimi alması onun sadece bir sanatçı veya çok üstün yeteneklere sahip olmasını gerektirmez. Sanat eğitimi bireyin kişisel yaşantısına katacağı olumlu kazanımlar düşünüldüğünde, sanat her düzeydeki yaş grubundan bireyler için bir gereksinimdir. Hemen hemen tüm sanat dallarında ortaya çıkan somut kazanımları ise kısaca şöyle sıralayabiliriz: Kişinin dikkat seviyesinin yükselmesi, stres yükünün azalması, hayata-derslere ya da işe çok yönlü bakabilmesi, yaratıcı fikirler ortaya koyabilmesi, sosyal ve profesyonel çevresi ile daha etkili iletişim kurabilmesi, küçük kas gelişiminde potansiyelini üst düzeyde kullanabilmesi…

 

Eğitim ve tıp dünyasında, sanat aktiviteleri artık tedavi ya da rehabilitasyon amaçlı da kullanılmaktadır. Örneğin, dikkat eksikliği olan çocukların müzik ve hareket etkinliklerine yönlendirilmesi, dil gelişiminde sorunlar olan öğrencilere müzik etkinlikleri ile çözümler bulunması, sosyal sorunları olan çocukların drama ya da tiyatro gruplarında rehabilite edilmesi gibi yöntemler büyük faydalar sağlamaktadır. Bireysel olarak, kişinin gelişiminde inanılmaz katkıları olan sanat uğraşının, insanlığın kollektif gelişimine yaptığı katkı elbette tartışılmaz. Sanatı yoğun olarak yaşayan toplumların huzur ve refah seviyeleri ile sanatın uzağında olan toplumların seviyeleri kıyaslandığında, sanatsal gelişim ile medeni gelişm arasındaki kuvvetli bağ ortaya çıkacaktır.

 

Bu yazıda konu edilen, çocuk gelişimi ve eğitim dünyasında sanatın önemi konusu, tüm ailelerin ve eğitmenlerin dikkat etmesi ve üzerinde çaba sarf etmesi gereken bir husustur. Bir çocuğun gelişimini duygusal, zihinsel ve fiziksel olarak üç ana yapıda ele aldığımızda her üçüne de hitap eden ve üç ana yapıyı birbirine daha kuvvetli bağlayan alanlarında başında sanat gelmektedir. Usta düşünür Bernard Shaw’ın, “ sanat, mutluluk ve güzelliğin hasılatıdır…” sözünden yola çıkarak; sanat hem akademik hem de sosyal hayatın ayrılmaz bir parçası olup, kişinin ve toplumun gelişimindeki temel yapı taşlarından biridir, diyerek bu yazıyı özetleyebiliriz.

Gökçen Över

Nesibe Aydın Sanat Akademisi Müdürü